![]()
![]()
Star TV’de “Armağan Çağlayan’la Bugün” programını izliyorum. Konuklarından birisi de Mustafa KESER. Bilmem tanımayanınız var mı? Hani elinde oyalı mendille, TV kanallarında istek üzerine repertuvarından şarkılar okur. Alaylı ama; konservatuvar mezunu müzisyenleri bile beğenmez, hele Bülent Ersoy’a her fırsatta gönderme yapar.
Bu yazımda Mustafa Keser’i analiz etmeyeceğim. Yalnız Armağan Çağlayan’ın,
“- Siz pavyonlarda şarkı söyleyerek işe başlamışsınız, doğru mu? Pavyon hayatı nasıldır?” sorusuna verdiği cevap tam gerçekleri yansıtmıyor. Yazımın konusu bu cevaptan doğdu. Şöyle dedi;
“- Pavyonlar da gazino gibidir. Bir pavyonda şarkı söylemek ile Maksim’de şarkı söylemek arasında bir fark yoktur. Sadece pavyonlarda konsomatris, yani müşterinin masasına giden kadınlar vardır. Müzik ve kalite değişmez, ailece gelenler çoktur.”

Yapmayın Mustafa KESER, etmeyin! Hiç pavyona gitmemiş kimseleri de yanlış bilgilendirmeyin.
Almanya’da “Animierlokal” denilen gece kulüpleri vardır. Bizdeki pavyonlara benzerler ama çoğunda canlı müzik yoktur. Konsomasyon yapan kadınlar genelde güzeldir. Lokal biraz pahalıdır ama fiyat listesi masadadır, kelle koparmazlar. Kadınlar masada müşterilerinle rahatça flört eder, öpüşüp, koklaşırlar. Yani sadece müşteriyi kazıklamak üzerine kurulmamıştır düzen.
Türkiye’deki pavyonlar genelde müşteriyi kazıklamak üzerine çalışırlar. Müşteri, içeri adım atmadan kapıdaki gözcünün (erkete) sahte samimi selamıyla karşılanır, hatta içeri girinceye kadar refakat eder bu adam müşterilere.
İçeri girilince de,
- Abilerime güzel bir masa ver, servis de iyi olsun! der. Eliyle gözüyle de müşterinin durumunu anlatır birkaç saniye’de. Arabasını görmüştür, dışarıda müşterilerin kendi aralarında konuşmalarını dinlemiştir vs. “Abiler düdüklenmeye müsait, başlarına çuval geçirin!” anlamındadır bu işaret. Zaten aklı başında, macera aramayan, mantıklı insanlar gitmezler genelde pavyona.
Buralara gidenler çoğunlukla evlerinde huzur bulamayıp bile bile lades dedirtme heveslileri olabilir. Konsomatrisin sadece para kapmak için de olsa dertlerini dinlemesinden memnun olacaktır adam. Bu arada da gayet dekolte giyinmiş konsomatristin orasına burasına dokunacak, rahatlayacak. Kadınlar da her dokundurtmaya bir içecek isteyecek kadar eğitimlidirler. Nakit para alamazlar. Zira her köşeden izlenirler. İşaret alırlar. Başgarson, “Hadi artık uzatma muhabbeti, şampanyayı kovaya boşalt, keriz uyuyor, öteki şişeyi ısmarlat!” işaretleri yaparlar kadına. Şampanya dedikleri de en ucuz ve kalitesiz köpüklü şaraptır.
Bazı gençler de biriktirdikleri harçlıklarıyla birer bira içip içerideki havayı kolaçan etmek için girerler. Hepsi birer bira ısmarlayıp müzik dinlemeye, kadınlarla işaretleşmeye başlarlar. Ama hiçbir kadını masalarına çağıramazlar, zira onlara içki ısmarlamaları gerektiğini bir şekilde bilirler. Önlerindeki bira bir türlü bitmez. Yudum yudum içerler. Taa ki, garson başlarına dikilip “Birader ben birer bira daha getiriyorum” diye posta koyuncaya kadar. O zaman kalkıp giderler.
Masadaki kadın veya kadınlar loş ışıklarda, makyajın da etkisiyle güzel görünümlüdürler. Erkek de evde dırdırdan, vırvırdan bıkmışsa anlatır artık aklına geleni. Bu arada konsomatrise aşık olup da servetini ona yedirenler vardır tabii. Her akşam gelir pavyona. Maksadı kadını görmek, etraftaki diğer kadınlara ve çalışanlara da hava atarak kendi iç huzurunu yakalayıp mutlu olmaktır. Hatta aile efradı dışındaki tanıdıklarına da pavyonda dostu olduğunu söyleyerek hava atar. Pavyonda çalışan bazı kadınlar gündüzleri de dostlarının işyerlerine gelerek ona ihtiyaçlarını karşılatırlar. O da dost ya, dükkanı bile kapatır gider kadınla, istediklerini alır. “Param yok, akşam eve giderken çoluk çocuğuma yiyecek, içecek alacağım.” diyemez, utanır. Ama eve eli boş gitmekten utanmaz. gerekirse eşini, çocuklarını azarlar ve onlara şiddet uygular.
Pavyonda çalışan kadınların tek amaçları ise, sahte dostluk gösterisiyle adama bol miktarda içki ısmarlatıp, oradan komisyon kapmaktır. Hatta bazen adamlarla randevulaşır ve “tamam ben seni köşede bekliyorum gidip hemen üstümü değişeyim!” derler.
Adam dışarı çıktığında köşe kapmaca oynar. “Allahım n’olur yardım et! Kafam biraz kıyak da… Hangi köşede bekleyecekti bu marı ya! Manasını şettiğimin marısı bu köşede de yok!” diye ararken köşenin birinde beklemeye koyulup, oracıkta sızanlar da çoktur.
Bu pavyonlara hiçbir şekilde aile gelmediği gibi yolunu şaşırmamışsa, çalışanların dışında kadın da gelmez. Müşterilerin hepsi erkektir. Haaa… arada bir sosyetik takılıp merak eden kadınlar veya turist kadınlar vardır. Bunlar kaideyi bozmayan istisnalardır.
Yani Mustafa Keser Bey pavyonda sadece erkeklere ve orada çalışan konsomatrislere söyler şarkılarını. Ama dinlerler mi dikkatle? Orası meçhul. Erkekler dert anlatır, hava atarlar, kadınların orasına burasaına şaka ile karışık veya aşk ilan ederek dokunmakla meşguldürler. Zaten “Battı balık yan gider!” tipinde şarkı söylenmezse dinleyecek halde değillerdir. Cepler yavaş yavaş boşalmakta, dertler dolmaktadır.
Türkiye’deki pavyonlarda genellikle içkinin en ucuzu, en sahtesi en pahalı bir şekilde satılmaktadır. Coca Colayı bile su ile karıştırabilirler. Kadınlara getirilen içkiler de özeldir. Sarhoş olmamaları, bol içki içip hasılat yaptırmaları için de köpüklü şaraplarını çubukla iyice karıştırarak gazın kaçmasını alkolün azalmasını sağlarlar. Viski kolaları da sadece koladır.
Armağan Çağlayan gibi çok sevip değer verdiğim, becerikli bir TV sunucusu ve yapımcısının bile pavyon hayatını bilmediğini söylemesi üzerine bu yazıyı yazdım. Başka merak edenler de varsa en azından bir şeyler öğrenmişlerdir. Bu blogdan sonra da birkaç pavyon anımı anlatıp okuyanları güldürerek düşündürmek istiyorum.
Mustafa Mumcu, 05 Mart 2008 Saat: 06:20