![]()
![]()
Aman ha! Sakın ha! Nemize gerek Avrupalı olmak? Biz böyle gelmişiz böyle gitmeliyiz.
Avrupalı çocuklar karlı havalarda buz pateni kayarak, anoraklarını giyerek korkusuzca gidiyorlar okullarına. Biz okulları tatil ediyoruz.
Avrupa ülkelerinde bir taraftan kar yağıyor bir taraftan yollar temizleniyor, tuzlanıyor. Trafik akışı normal seyrini devam ettiriyor. Televizyonlarda kar dolayısıyla meydana gelen kaza haberleri görmek çok zor. Bizim televizyonlarımız ana haberlerinde yarım saat kar yağışının hasarlarını anlatıyor.
Bizim şehirlerimize yağmur çiseleyince sel basıyor, kar yağınca yaşam duruyor.
Biz Avrupalı olmamalıyız. Aman haaaa! Sakın ha!
Bizim insanlarımız kapılarının önündeki karı niye temizleyecekmiş?
Aksine oraya çöp atmaya alışığız. Avrupalı kapısının önündeki karı temizlemezse, meydana gelen hasarı ödemek zorunda. Yani birisi düşer, ayağını kırar, belini incitirse, tedavi ve diğer masrafları kapısının önündeki karı temizlemeyen öder.
Arabalarımıza niye kış lastiği takacakmışız?
Profili aşınmış lastiklere alışığız biz. Antifrost denilen bir madde varmış, arabaların radyatörlerine katılarak buzlanmanın önüne geçilirmiş. Biz kaportanın üzerine çuval ve battaniye sererek aynı işi görür, oryantalliğimizi perçinleriz.
Dünya aleme rezil rüsva durumları göstermeden edemeyiz. Çuvalız biz! Gerekirse kaportanın üzerine kapanır koruruz arabamızı soğuktan, kıştan!
Meteoroloji haberleri televizyonlardan bar bar bağırılıyormuş.
Bizim kulaklarımız tıkalı kurallara. Böyle daha maceralı ve heyecanlı yaşam sürüyoruz. Otobüsüyle, otomobiliyle hazırlıksız dökülürüz biz yollara. Sonra da TV kameraları görüntüler, biz de "Nerede bu devlet, yetkililer uyuyor mu?" deriz. Biz uyumayız. Uyanığız?
Avrupalı çağdaş yaşamayı sever, biz sevmeyiz.
Onlar bu dünyada güzel yaşasınlar bakalım biz öbür dünyada rahat edeceğiz. Erkeklerimize sayısız huri verilecek cennette. Kadınlarımıza ne veriliyordu ya? Boşver orasını öğretmediler. Önemli olan erkekler. Biz Türk'üz, Müslümanız. Kadınlar da huri olacaklardır. Neeee? (Yıldo'dan kapma)
Nemize gerek Avrupalı olmak? Sağlıksız gıda, hormonlu katkı maddeleri mi arayacağız bir de? Avrupalı olup da tüm alışkanlıklarımızı mı unutacağız?
"Amanını kelle gel beni yelle..." diyen atalarımıza mahçup oluruz. Kelle ve kokoreç bile yasak olacakmış. Yok kardeşim yok evvelallah biz oryantaliz, Avrupalı olmak istemeyiz.
Sonra o güzelim gündüz programlarını da kaldırır bunlar. Lerzan Bacılara, Seda Sultanlara, İmparatorlara bilmem kimlere hasret kalırız valla! Kime anlatacağız en gizli aile sırlarımızı, nereye dökeceğiz kirli çamaşırlarımızı? Kim yardım edecek bize? Kim bişeeee... sölüceeem... diye evlerimizi şenlendirip, saçımızı başımızı yolduracak?
Yok arkadaş yok! Biz Avrupalı olamayız!
Biz bu dünyada değil öbür tarafta rahat etmek isteriz. Avrupalı olursak Allah muhafaza türban ve karaçarşaf da taktırmaz bunlar bize. Zekeriya Beyaz Hoca'dan dinimizi de öğrenemeyiz. Gözleri fıldır fıldır dönen, yaşlandıkça saçları uzayan ve kararan hocamıza hasret kalırız. Onu çıkartmazlar ekrana. Arif Verimli hocamız da aheste aheste, iki kelimede bir ondan bundan özür dileyerek, her konuda ahkâm kesemez. Televizyon kanallarına çeki düzen gelir, rahatsız oluruz. Biz alışmadık bunlarsız televizyon seyretmeye.
Bu Avrupalılar, bizi günde 15 saat de çalıştırmazlar.
Evde ailemizle beraber kalacak zamanımız artar, ne yapacağımızı bilemeyiz, kavga ederiz birbirimizle, geçimsizlik olur. Yok arkadaş yok! Biz Avrupalılaşmayalım!
Bir de senelik tatil mecburiyeti koyarlar. İşin yoksa her sene tatile çık. Aile hekimliği filan gelir tam anlamıyla. Hastalar azalır, mezarlar bomboş kalır. Amanııın... Düşünmesi bile tüyler ürpertici. Tüm alışkanlıklarımızı unutturacaklar bize.
Bunlar; tüm töre, gelenek, gidenek, anane, anneannelerimizi, babaannelerimizi, örf ve adetlerimizi unutturacaklar bize, kadınlarımız adet göremeyecekler! Her şey kiloyla olacak.
Artık kuma getirmek, namus temizlemek için cinayet işlemek, kız kaçırmak, çocuklarımızı, eşlerimizi dövmek de tarihe karışacak. "Karımdır, çocuğumdur, döverim de severim de, sana ne?" diyemeyeceğiz kimseye. Bunların katı kuralları var. Hemen çocuğumuzu alırlar elimizden. Karılarımızı kadın koruma evlerine koyarlar. Yok arkadaş yok! Biz Avrupalılaşmayalım, Araplaşalım!
Şu hükümet biraz acele etse de tüm bağlarımızı koparsa Avrupa ile. Böyle yavaş yavaş koparmakla olmuyor. Biraz seri hareket etmeliler. Başbakanımız laikliğin teminatı olmamalı. Muhalefet Lideri Baykal da "Ben ciğeri kediye emanet ederim, ama laikliği sana emanet etmem!" dememeli. Laikliği başbakanımıza emanet etmeli. O zaten çoktan Allah'a havale etti.
Biz Avrupalı olamayız. Gelsinler kapımıza, yalvarsınlar isterlerse. Biz de onları kırk yıl bekletelim. Sonra tekrar düşünürüz. Ama yine de Avrupalı olmayalım!
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Web Sitemi ziyaret ettiniz mi?
İspanya Kralı Babacan'ı tanımadı
Politikacılarımız dünyayı gezdikçe,
"Helal olsun bu hükümete, her ülkeyi ziyaret ediyorlar, ülkemizi tanımayan kalmadı." diye seviniyoruz.
Ama şöyle bir düşünün! Başbakanımız aylar önce randevu alınarak ABD'ye gidiyor. Bir ön hazırlık çalışması filân. Umutlanıyoruz tabii, görüşecekler de tezkere, mezkere konularını halledecekler diye.
Bu tür görüşmeler, bazen 20-30 dakika ile sınırlı olsa da, ilişkilere faydası oluyordur. 15-20 dakika, selam sabah, hâl hatır, bacak bacak üstüne atma müsabakaları, çoluk çocuk, eş meş muhabbetinden sonra geriye kalan 5-10 dakika memleket meseleleri için yetiyordur her halde!:)
" - N'aber Corç, versene biraz borç!"
" - Valla yok be Tayy-Yeep, olsa dükkân senin. Bak biz de Afganistan, Irak mırak derken epey masrafa girdik. Şimdi de İran'a saldırma plânları yapıyoruz. Hepsi para. Allah seni inandırsın Tayy- Yeep koskoca Amerikan Hükümeti'nin kasası boş. Birader oraya saldır, buraya daldır, para mı dayanır? Dünyanın her köşesinde parmağımız var, yani askerlerimizin parmağı.
Ama İran konusunda bize yardımcı olursanız düşünürüz. Örtülü ödenekten filân bi şeyler yaparız."

Bu görüşmelerin çoğunda tutanak filân tutmuyorlarmış. Madem tutmayacaksınız adı niye TUTANAK? TUTMAYANAK desenize. O zaman kimsenin söyleyeceği olmaz.
Gerçekten bu dış geziler ülkemizin ve bizi yönetenlerin tanıtımı konusunda faydalı oluyor mu? Olmuyorsa niye dış geziler yapılıp büyük masraflara katlanılıyor?
Messengerle filân halledemezler mi bu işleri?:)
Sayın Erdoğan ve hükümet üyeleri, sayın Corç dabulyu Buş, gelin sizleri de üye olun ONPUNTO'ya! Blog yazın, yorum yapın! Devir BLOG devri. Artık dış geziler filân masraflı oluyor. Burası bedava.
Diyelim ki yüz yüze görüşmeler faydalı oluyor. İyi o zaman Halk Bankası'nın satın alınmasıyla ilgili olarak görüşürken dışişleri bakanımızı tanıyan İspanyollar 2 gün önce Ali Babacan'ı niye tanımadılar?
Erdoğan, İspanya Başbakanı Jose Luis Rodriguez Zapatero ile hem ikili görüşme yapıyor hem de birlikte Türk - İspanyol İş Konseyi toplantısına katılıyor. Avrupa ülkelerine Türkiye’nin AB süreci ile ilgili uyarıda bulunuyor.
Erdoğan ile İspanya Kralı Juan Carlos’un görüşmesi öncesinde basına fotoğraf verilirken, Carlos Erdoğan'a
" - Ne zaman geldiniz?" diye soruyor. Sayın Başbakanımız Türkçe dışında başka bir lisan bilmiyor ya, Kasımpaşa lehçesi de burada işe yaramıyor. Dışişleri Bakanı Ali Babacan'dan yardım istiyor. Babacan da,
" - Dün" diyor, krala.
Aslında başbakanımız iyi niyetli. "Bir de simultane tercümana para kaptırmayalım" düşüncesinde. Bu tercümanlara verilecek para ile bir geminin ilk taksidi ödenebilir mi, bilmiyorum.
Kral, bizim Dışişleri Bakanı'na gülümsüyor. Onu başbakanın tercümanı zannediyor. Babacan da,
" - Ben tercüman değilim!" diyor. Helal olsun Dışişleri Bakanı'mıza, bu sayede Kral da tanıdı kendisini.
Allah Allah ya! Gel de krala kızma şimdi. Kraldan fazla kralcı olmaya ne gerek var? Kralsın anladık ama bu âlemin kralı sen değilsin, Mahzun Kırmızıgül. "Âlem buysa kral benim" atasözü de Mahzun abimize aittir ayrıcana. Sen sadece İspanya Kralısın. Madem bizim Dışişleri Bakanımız Ali Babacan'ı tanımıyorsun, başbakanımıza sorsana,
" - Kim bu babacan?" diye. Başbakanımız, BM Genel Sekreteri Güney Kore'nin eski Dışişleri Bakanı Ban Ki Moon ile de tercümansız konuşuyor. İngilizce bilmediğine göre Korece konuşuyordur. Kralla da İspanyolca konuşabilirdi belki. İspanyolca
" - Bu babacan'ın ismi Ali Babacan olup, kendisi böyle tosun tosuncuk durmasına rağmen çok akıllı bir dışişleri bakanıdır." diyebilirdi.
Çok kızdım valla krala ya. Ayıp etmiş yani.
Bu arada Başbakan Erdoğan'ın korumalarıyla İspanya'daki güvenlik güçleri arasında arbede yaşanıyor. Başbakan ve dışişleri bakanımız toplantı salonuna girerken Türk güvenlik görevlileri ve başbakanın tercümanı da aynı kapıdan içeri girmek istiyorlar. Bu normal davranış, İspanyol güvenlik görevlileri tarafından engelleniyor. Bizim görevlilere yan kapı gösterilince bir çatışma çıkıyor. "Medeniyetler İttifakı 1. Forumu'nda" medeniyetsizce davranışlar oluyor.
İspanya Kralı'na, Dışişleri Bakanımızı tanıtamamışız ama güvenlik görevlilerimiz, İspanyollara ne kadar kavgacı millet olduğumuzu tanıtıyor. Tabii kötü bir tanıtma bu. Başbakanımız paldır küldür dalmamalı, beraberindeki görevlilerine de sahip çıkmalı.
Politikacılarımız, ülkemizin dış dünyaya tanıtımında daha dikkatli ve bilinçli olmalılar. Dışişleri Bakanımız da hep gülümseyeceğim diye gayret göstermemeli, biraz da ciddi devlet adamı görüntüsü vererek kendisini dünyaya tanıtmalıdır. Haksız mıyım?
Saygı ve sevgiler.
16 Ocak 2008, saat: 16:45
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Baykal ve diğer muhalefet liderleri, ''Erken seçim, erken seçim'' diye meydanları inlettiler. İnsan bir bildikleri var zannediyor. Boşuna pehlivanlık yapmışlar bence. Yalancı pehlivanlar... AKP iyi hazırlanmış, erken seçimde gafil avlanmadı. Bence çok büyük bir başarı elde etti.
Oy vermek nasip olmadı. Oyumu vermeye giderken yolda rastladığım insanlarla uzun görüşmeler yaptım, 15 dakika geç gittim sandığa, olmadı. Nasip değilmiş. Açık konuşayım gidinceye kadar oyumu hangi partiye vereceğimi tam bilmiyordum. Zira hiçbir politik partiden memnun değilim. DP ile Genç Parti arasında gitti geldi düşüncelerim. Ama iyi ki de nasip olmamış. İkisi de barajı geçemediler.
BAYKAL NİYE DEMOKRASİ AYIBI İŞLEDİ?
Şu anda saat 24:00 ama Baykal ekranlarda görünmedi. 45 dakika önce partisinin Genel Sekreteri Önder SAV, lütfen çıktı ekranlara ve birkaç kelimeyle kem küm etti. Yapılması gereken bu muydu? Niye Deniz BAYKAL çıkıp da, ERDOĞAN'ı milyonarca Türk insanının görüp duyabileceği şekilde tam zamanında başarısından dolayı kutlamadı? Niye Halkın görevi AKP'ye verdiğini kabul ettiğini ve bundan sonraki çalışmalarında AKP'ye ve başbakan Erdoğan'a yardımcı olacaklarını, beyaz sayfa açtıklarını belirtmedi.
Olmadı sayın BAYKAL olmadı! Demokrasi meydanlarda pehlivan gibi bağırarak, netice alamadığını görünce suspus olmak değildir. Siz Erdoğan'ı yarın tebrik etseniz de geç kaldınız. Her şeyin zamanı ve zemini vardır. Aklınıza gelen her türlü karalamayı yapmanıza rağmen Türk Halkı size değil Erdoğan'a ve arkadaşlarına güvendiğini belirtti.
Size düşen yenilgiyi kabul edip, demokrasi adına rakibinizin bulunduğu yere gitmek ve onu kameralar önünde tebrik etmekti. Bu mümkün olmayabilir. En azından kendi parti binanızın önünden de aynı işlemi yapabilirdiniz.
Başbakan Tayyip Erdoğan benim tahmin etmediğim ve kendisinden beklemediğim bir davranışta bulundu. Şaşırdım. Kendisine saygı duymaya başlayacağım galiba. ''Seçim meydanlarında konuşulanları unutup, bize oy vermeyenlerin de başbakanı olacağım'' dedi. İnşallah bu sözünde durur. Kadrolaşmalarla filân uğraşmaz.
Türban takana da takmayana da eşit mesafede olur. Çalışma arkadaşlarının seçiminde de eşleri türbanlı olanlara öncelik tanımaz. Türban konusunu da herhangi bir şekilde gündemden kaldırır. Başbakan'dan bir ricam daha var, İzmir'i de Gâvur İzmir, AKP'ye oy vermeyen İzmir olarak değerlendirmemeli. Yıllardır Ankara tarafından kasıtlı olarak ihmal edilen İzmir artık hak ettiği ilgiyi görmeli.
Başbakan Erdoğan'ın tüm Türkiye'nin Başbakanı olmasını bekliyor, kendisinin ve parti arkadaşlarının başarılarını candan kutluyorum. Ülkemizin ayrımcılığa tahammülü yok. Başka Türkiye yok. Tüm partier de AKP Hükümetinin başarılı olmasını engellemeyecek şekilde, Türkiye'mizin menfaatlerini ön planda tutarak muhalefet yapmalarını bekliyorum.
Baykal'ı da politikayı bırakmaya davet ediyorum.
Saygı ve sevgilerimle.
Mustafa Mumcu, 23. 07. 2007 / 00:15
Yorum (4) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Muhalefet Partileri ''Erken Seçim yapalım!'' feryatlarının neticesini alamadılar. Niçin acaba ''erken seçim'' diye diye 5-6 ay daha bekleyemeden AK Partiyi sıkıştırdılar, bu telaş boşa mıydı? Evet boşaymış. Niye ABDULLAH GÜL'ün Cumhurbaşkanı olmasını önlemek için uğraştılar? Hepsi boşa mıydı. Evet boşaymış.
Şu ana kadar gelen sonuçlara bakılırsa AK Parti yine tek başına iktidar partisi. Bu benim arzuladığım bir sonuç değildi. Ama bu ülkede tek başımıza yaşamadığımıza göre, çoğunluğun seçimine saygı göstermemiz gerekir. Hepimiz demokrasi kurallarına saygı göstermek zorundayız. Seçimler olaysız bir şekilde, başarıyla yapılmış. Bu da güzel bir şey. Dünyanın gözü bizde.
Mehmet Ağar ve Erkan Mumcu niye anlaşıp da bir çatı altında toplanamadılar? Bu sorunun cevabını verirler inşallah. Mehmet AĞAR mertçe davrandı ve seçim meydanlarında verdiği sözü hemen yerine getirdi. Partisi barajı aşamayınca genel başkanlıktan istifa etti. Genel Başkan Yardımcısı Nükhet Kandemir de istifa etmiş. Hayırlı olsun! Gelişmeleri izleyeceğiz.
Deniz BAYKAL artık başını kumdan mı çıkaracak, şöyle bir silkelenecek mi? Ne yapacaksa yapacak ama SOL'un birleşmemesinin sebebinin kendisi olduğunu anlayacak. Mustafa Sarıgül'ün Genel Başkan olmasını engellediğine pişman olmaz ama hata yaptıysa onu da açıklayacak.
Onur ÖYMEN'in de Genel Başkan olmasını sağlayabilirdi. Ama ''İlle ben'' modunda ısrar etti. Artık istifa mı eder, politikadan çekilir mi ne yaparsa yapar ama Türk Halkının kendisine güvenmediğini anlamalıdır. CHP'nin başına başka bir politikacının geçmesi gerekir bence.
Başbakan Erdoğan da artık, milletin yan gelip yatmasıyla, anasını alıp gitmesiyle filân değil de yarım kalan reformların tamamlanmasıyla uğraşmalı, yandaşlarının dışındaki halkın da başbakanı olduğunu hepimize kanıtlamalıdır.
Türban mı, başörtüsü mü nemenem şeyse bıraksınlar serbest olsun kim ne yapmak isterse yapsın.
Rahat etsinler. Dünyaya biz bez parçası yüzünden rezil olmamalıyız.
Lâik Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni Din Devleti şekline sokmayı plânlamadıklarını da açıkça belirtip, halkın güvenini kazanacak şekilde icraatlarda bulunmaları gerekir.
Yok parklarda içki içilmez, kamusal alana başörtüsü/türbanla girilmez, eşi başörtülü olmayanın tayini yapılmaz kavramları sökülüp atılmalı, bu güzel ülkenin insanları istedikleri gibi yaşayabilmelidirler.
Ama istedikleri gibi derken, gizli yönlendirmelerle AK Parti yöneticilerinin yaşam tarzlarına uyum sağlamaları sağlanmamalı. Bunun adı demokrasi olmaz.
Ne diyelim, ülkemiz için HAYIRLI UĞURLU olsun!
Bence bu durumda ABDULLAH GÜL de Cumhurbaşkanlığını hak etti.
Ama Bülent ARINÇ Meclis Başkanı olmamalı. Asla...
Saygı ve sevgiler.
Mustafa Mumcu 22.07. 2007 Saat: 22:12
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı