![]()
![]()
Türkçe Olimpiyatları başlıyor. (22 Mayıs - 2 Haziran)
Bu yıl 6. düzenlenen Uluslararası Türkçe Olimpiyatları bugün başlıyor. Olimpiyata 110 ülkeden 550 öğrenci katılıyor
Kızılcahamam Asya Termal Tesisleri'nde bir araya gelen, renkleri, ırkları ve dinleriyle farklılık arz eden öğrencilerin ortak dili "Türkçe" olacak.
Uluslararası Türkçe Öğretimi Derneği tarafından organize edilen, ana sponsorluğunu Türktelekom'un yaptığı ve başta THY olmak üzere daha birçok kuruluşun sponsorluğundaki olimpiyatlar 2 Haziran tarihinde sona erecek.
6. Uluslararası Türkçe Olimpiyatları, öğrencilerin ön elemelerin yapılacağı Kızılcahamam Asya Termal Tesisleri'ne girişiyle başlayacak. Olimpiyatların açılışı 24 Mayıs Cumartesi günü Altınpark'taki Kültür Şöleni'yle yapılacak. Şölende katılımcı ülkeler, kendi kültürlerini tanıtmak amacıyla stantlar hazırlayacak. Olimpiyatlar 1 Haziran 2008 Pazar günü İstanbul Gösteri ve Kongre Merkezi'ndeki ödül töreniyle sona erecek. Ödül törenine TBMM Başkanı Köksal Toptan ile Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da katılacak.
110 ülkeden gelip de Türkçe konuşan öğrenci ve onları yetiştiren öğretmenleri Asya Tatil Köyü'nde ağırlanacaklar, konuklar tesisin havuz, sauna ve termal suyu ile sosyal imkânlarından da faydalanacaklar.
Uluslararası Türkçe Olimpiyatları'na katılmak için Türkiye'ye gelecek olan 550 yarışmacı, kendi ülkelerinde bir dizi sınav ve yarışma sonrasında seçiliyor. Ülkesini temsil edecek öğrencinin, önce sınıf, ardından okul, son olarak da okullar arası düzenlenen Türkçe yarışmasında birinciliği kazanması gerekiyor. 
"Konuşma, yazma, dil bilgisi, şarkı, şiir, sunum, genel kültür, özel beceriler, makale, ülke tanıtımı, anadil Türkçe yazma, anadil Türkçe şarkı ve anadil Türkçe şiir" olmak üzere 13 dalda yapılacak yarışmaların yarı final ve final değerlendirmeleri bilimsel ve popüler jüri tarafından gerçekleştiriliyor. Dereceye giren öğrencilere madalya ve para ödülü veriliyor.
Dünyanın dört bir köşesinden Türkçe Olimpiyatları'na gelen yarışmacıların, değişik kategorilerdeki becerileri ve maharetlerini ortaya koymak için sabırsızlıkla ve coşkuyla bekliyorlar.
"110 Ülke Sevgi Diliyle Buluşuyor, Yarışıyor" sloganı altında düzenlenen; şarkı, şiir okuma, koro, folklör, konuşma, dil bilgisi ve ana dilde yazma gibi kategorilerde yapılacak yarışmalar yarın grup finalleriyle başlayacak.
Dünyanın sayılı organizasyonları arasında gösterilen olimpiyatlara Amerika'dan Vietnam'a, Brezilya'dan Tanzanya'ya kadar 110 ülkeden 550 öğrenci katılıyor.
OLİMPİYATLARIN AMACI
Kültürel değerlerin "İNSANLIK" ortak çatısı altında gün yüzüne çıkartılması ve kopuk ilişkilerin aşılarak diyalog köprülerinin kurulması aynı dili konuşmakla mümkün olacaktır.
İnsanlar arası iletişimin hız kazandığı günümüzde; Türkiye’nin yeni yeni coğrafyalarla tanışıp kaynaşması, Asya, Avrupa, Amerika, Afrika ve Avustralya’da Türkçe öğrenen binlerce öğrencinin mevcudiyeti, Türkçe'nin dünya dilleri arasında hak ettiği konumu elde edeceğinin belirtileri sayılır.
Güzel Türkçemizi dünyada hak ettiği konuma getirmek, dilimizin daha yaygın bir şekilde kullanılmasını sağlamak ve Türkçeyi en iyi öğrenenleri ödüllendirmek amacıyla 2003 yılından beri Uluslararası Türkçe Olimpiyatları düzenlenmektedir. Bu olimpiyatlar, yurt dışında Türkçe'ye karşı büyük bir heyecan ve ilgi uyandırmıştır.
1. Uluslararası Türkçe Olimpiyatları’na 17, 2. Uluslararası Türkçe Olimpiyatları’na 21, 3. Uluslararası Türkçe Olimpiyatları’na 42, 4. Uluslararası Türkçe Olimpiyatları’na 83, 5. Uluslararası Türkçe Olimpiyatları’na ise 100 ülkeden 550 öğrenci katılmıştır. 21 Mayıs - 01Haziran 2008 tarihleri arasında yapılacak 6. Uluslararası Türkçe Olimpiyatları’na 110 ülkenin katılımı beklenmektedir.
"Türkçe Olimpiyatları" bir final niteliğindedir. Finale gelene kadar birçok aşamadan geçilmektedir. Öğrenciler, sınıf ve okul seçmelerinden sonra ülke seçmelerinden geçerek bu olimpiyatlara katılmaya hak kazanmaktadırlar. Bir eğitim yılı boyunca olimpiyatlara yaklaşık 10.000 öğrenci hazırlanmaktadır.
Türkiye’deki finallere katılmaya hak kazanan öğrenciler, ülkelerini Türkçe olarak tanıtan stantlar hazırlayıp ülkesini tanıtmakta ve kültürlerin kaynaşmasına katkıda bulunmaktadırlar.
Geleneksel bir keyfiyet kazanan olimpiyatların ödül töreninde her yıl, Türk diline ve kültürüne hizmet eden devlet büyüklerine, siyaset adamlarına, basın yayın, eğitim ve sanat camiası mensuplarına özel hizmet ödülleri verilmektedir.
Türk kültürünün dış dünyaya tanıtılması ve Türkçenin yabancılara öğretiminde yurt içinde ve yurt dışında hizmet eden gönüllü kuruluşların rolü unutulmamalıdır. Türk diline ve kültürüne hizmet eden bu tür kuruluşları yürekten alkışlamaktayız.
Güzel Türkçemize hizmet adına çıkılan bu kutlu yolda dünyanın her rengine ve her iklimine hitap ederek SEVGİ, HOŞGÖRÜ ve DİYALOG kapılarının aralanmasına katkıda bulunan herkesi alkışlıyorum.
Bu arada Milliyet Gazetesi gibi büyük bir kuruluşun Web Sitesi BLOG Bölümü'nde sadece keyifli dakikalar geçirmek için yazan, işin önemini kavrayamayan arkadaşların bu yazıyı okumuş olmalarını ve yazının kaynak adresini verdiğim web sitesine girip incelemelerini arzu ederim.
Tabii ki yaptığımız işten keyif almalıyız. Ama sadece rahatlamak için yazılsa bile imlâ kurallarına, Türkçemizin güzel kullanılmasına dikkat etmek gerekir. Bazı eleştirilerimi ti'ye alarak "de-da"larla oyalandığımı zanneden arkadaşlarımızın 13-19 yaşlarındaki yabancı ülke kökenli gençlerin konuşup, yazdıkları Türkçe'yi örnek almalarını dilerim. Utanma duygulrımız, köşede durmasın, ayağa kalksın artık! Madem ki BLOG yazarı olmaktan gurur duyuyoruz, madem ki çoğumuz yazar olmak istiyoruz... Eeee! Her şeyin bir bedeli vardır. Haklar kolay kazanılmaz. Emek sarfetmek, edebiyatla, dil bilgisi kurallarını öğrenmekle, kelime haznemizi geliştirmekle oluyor bu işler.
Öyle şaka yollu göndermeler yapıp da "Milliyet Gazetesi" bize BLOG YAZARI Kimliği versin, talepleri de hak edildikten sonra ifade edilmeli. Talepte bulunanlar genelde Türkçe'yi düzgün kullanamıyorlar ve şaka yollu da olsa böyle bir talepte bulunma hakları yok.
Saygı ve sevgilerimle. Güzel Türkçe'mize hak ettiği şekilde davranılması dileğiyle.
Mustafa Mumcu 23. 05. 2008 Saat: 12:38
KAYNAK: http://www.turkceolimpiyatlari.org







Yorum (2) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
19 Mayıs Gösterileri'nde kızlarımız türban mı taksınlar?
Manisa Belediye Başkanı Bülent KAR; Türk Dünyası Belediyeler Birliği Toplantısı için Ankara'ya gittiğinde, AKP Manisa Milletvekilleri Bülent ARINÇ ve Hüseyin TANRIVERDİ ile görüşmüş.
Kendisine, 19 Mayıs gösterilerinde Celal Bayar Üniversitesi öğrencileri kızlarımızın kıyafeti hakkında eleştiriler yöneltilmiş.
İşin ilginç yönü Belediye Başkanının tavrı:
"Üniversite öğrencilerinin kıyafetlerinin Ankara'da huzursuzluk yarattığını gördük. Step gösterisinde böyle kıyafetlerin uygun olmadığı söylendi. Biz bu konuda programı yapan İl Milli Eğitim Müdürlüğümüz ile görüştük. Önümüzdeki yılki kutlamalarda bu tatsızlığın yaşanmayacağını sanıyoruz. Öğrencilerin kıyafetleri ile bu kadar ön plana çıkmamız ve gündeme bu şekilde gelmemiz hoş olmadı." demiş.
Alın size bir belediye başkanı örneği. İktidarın kuklası. Ağzı var dili yok. Kulaklarıyla dinleyebiliyor da ağzıyla konuşamıyor. Bu muhteremlere iki kelime söyleyemiyor. Belki de kabahat onda değil sistemde. Söylese görevden alınacak bir türlü. Yakında İl Milli Eğitim Müdürüne de yol görünür. Bileti kesilmiştir.
Milletvekilleri milleti temsil etmek, onlara hizmet vermek için mi göreve talip oluyorlar yoksa milleti yönlendirmek için mi?
Bu genç kızlarımızın hocaları öğretim görevlileri var, ebeveynleri var. Her şeyden önce gelişmiş beyinleri, kendi hareketlerini, davranışlarını kontrol edebilecek zekaları var. Bunlara silah zoruyla, tehditle mi 19 Mayıs gösterilerinde görev veriliyor? Seçiliyorlar, isteyen katılmaz.
Bülent ARINÇ, kendi eşinin giyim tarzını Türkiye'ye yaymak için çaba mı sarfediyor? Gösterilerde öğrencilerimiz türban mı taksınlar? Karaçarşafa mı bürünsünler?
40-45 yıl önce benim gençliğimde de genç kızlarımız bu kıyafetlerle çıkarlardı 19 Mayıs gösterilerine. Kimse rahatsız olmazdı.
O zaman da Müslümanlardan oluşan bir millettik. Şimdi mi Müslüman olduk?
Bu muhteremler hâşâ Allah'ın elçileri mi?
Her şeye karışıyorlar da vatandaşın açlık sınırında yaşayanlarınının gün geçtikçe çoğalmasına karışmıyorlar.
Kadın Kolları Kurultayları ile, nasıl oy avcılığı yapılması gerektiği planlanıyor. Ellerinde sefertaslarıyla oralarda buralarda dağıtılan bedava yemeklere hücum ettiriliyor vatandaş. Zira fakirleşmeleri için gereken her şey yapıldı. Şimdi de iktidara bağılmlı hale getiriliyorlar.
Eeee... Seçimlerde oylar, kekliğim vak vak... Vatandaşın çoğu çaresizlikten oy veriyor, yönetimden memnun olduğu için değil.
İktidar esir almış bir kısım vatandaşı. Erzak yardımı, çocukları yatılı okutumaları, maddi yardım vs. Bu işlemler tüm vatandaşlar için uygulansa o zaman eyvallah diyeceğiz. Ama sadece kendilerine oy vereceklere uygulanıyor. 
Çeşitli yöntemlerle de oylar ipotek altına alınıyor. Bunun adına da DEMOKRASi diyorlar.
"47% ile iktidara geldik, davamızdan geri dönmeyiz", diyorlar da davanın ne olduğunu herkese açıklamıyorlar.
Bereket versin ki ülkemizde çağdaş, ileriyi görebilen insanlar, yöneticiler de çok. Celal Bayar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr Semra ÖNCÜ, Belediye Başkanı Kar’ın açıklamasının son derece yersiz olduğunu belirtmiş,
"Kıyafetler ve sergilenen dans gösterileri gayet moderndir. Bunun yadırganacak herhangi bir şeyi yok" demiş. Bu gösterilerin ilk kez olmadığını hatırlatan Prof. Öncü, "Her yıl 19 Mayıs’ta buna benzer gösterilerde erkek ve kız öğrencilerimiz görev alıyor. Öğrencilerimiz yaptıkları gösterilerle, bayrama katılan Manisalılar tarafından ayakta alkışlanıyor. Bu yılki törenlerde de en çok alkışı bizim öğrencilerimiz aldı" diye konuşmuş.
Ülkemizi çağın gerisine taşımayı dindarlık olarak gören zihniyet, iktidarda kendisine görev verilmese de sesini kısmıyor. Bület ARINÇ Bey de bunların en önde gelenlerinden. Ama amaçlarını gerçekleştiremeyeceklerini gördüklerinde inşallah vakit kendileri için çok geç olmaz.
Mustafa Mumcu, 31 Mayıs 200
8 saat: 00:50
Yorum (6) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Allah ile aldatmak
Yaşar Nuri Öztürk Hoca'nın yeni kitabının ismi bu. Bugün de karikatürist yazar arkadaşımız Mahmut Celal SANLI, konuyla ilgili bir karikatür göndermiş bana. Sağolsun o güzel çizgileriyle beni de çizmiş.
Dindar olmak gerçekten güzel bir şey. "Allah'a saygısı olan, onun emirlerini yerine getirebilen insanlarımız ne kadar çoğalırsa toplumumuzun düzeni o kadar oturur", diye düşünüyorduk çoğumuz. Ama öyle olmadı. Düzen bir oturdu, pir oturdu, yerinden kaldıramıyoruz. Bizim gibi çağdaş insanların üzerine çöktü. Attında kaldık, eziliyoruz. Adımız dinsize imansıza çıkmaya başladı. Çoğu Allah'ı aldattığını zannederek dindar görünmeye çalışanlar, Türkiye'yi de, çağdaş görünümümüzü de rezil ediyorlar.
Bir terzi müşterim var. Dükkânına girdiğinizde banttan Kuran-ı Kerim dinlerdiniz. Şimdi laptop almış, girmiş bir web sitesine, gelene gidene Kuran-ı Kerim dinletiyor dükkânında. Devamlı açık.
Bunun anlamı ne olabilir acaba? İnsanlığı dindar olmaya özendirmek mi, kendisini dindar olarak tanıtıp müşterilerinin adedini çoğaltmak mı? Bu iktidar başta olmasaydı aynı metotla müşteri çekebilir miydi?

Geçenlerde ufak bir siparişi için yanındaydım. Konuşma anında bir hareket yaptı şaşırdım. Kaptı seccadeyi, serdi orta yere, başladı namaza. Konuşmamız daha bitmemişti. Bekledim beş on dakika, bu arada dükkana gelen müşterilere de "Usta namaz kılıyor sakin olun!" dedim. 4-5 kişi geldi, bekledik ustamızın namaz kılmasını. Daha sonra niye bir perde dikip de arkasında Allah'la baş başa kalarak namaz kılmadığını sordum. İnsanlar görüp, özeneceklermiş.
Bu müşterimin aşırı pazarlık ettiğini, en kötü günlerimde bile bana beş kuruş kazandırmadan iş yaptırmaya çalıştığını da belirtmek isterim. Müşterilerine de hiç acımaz. Allah ne verdiyse kapar parayı. Asker kıyafetlerini 15-20 YTL'ye düzeltir. Ucuzluk hak getire!
İşte İslam Dini'ni bu tip hesaplarla küçültüyoruz. Kimsenin, birinin namaz kıldığını görüp de özenmesi gerekmez bence. Ya da terzi dükkanında sabahtan akşamakadar Kuran-ı Kerim dinletmenin âlemi ne? Bırak terziliği git imam ol!
Almanya'da yaşadığım yıllarda KIRBY elektrik süpürgeleri pazarlama organizasyonunda görev aldım bir ara. Abi, her gittiğim evde tanıtma toplantısına muhabbet de katıyorum ve müşteriler beni sempatik buluyorlar, "Şimdilik kalsın, bu süpürge pahalı sonra düşünelim!" deyip almıyorlardı. Fethullah Hoca Cemaatine bağlı olduğunu söyleyip etraftan epey bir para toplayan cami Hocamız vardı. Bu arkadaş paraları batırmış, hocalık da yapamıyordu cemaatin hücumuna uğramamak için. Kirby organizasyonunda karşılaştık.
Ben başarısızlığımı anlattım. Gülerek dinledi ve ertesi gün beni kendi toplantıısna davet etti, gittik beraber. İçeri girer girmez,
"- Selamün Aleyküm," dedi.
Birkaç dakikalık bir kısa sohbetten sonra,
"- Bana abdest alacağım bi yer gösterebilir misiniz?" diyerek, abdestini aldı. Seccade istedi ve kenarda namaza durdu.
Hepimiz bekledik hocanın namazını bitirmesini.
Sıra geldi elektrik süpürgesinin ne kadar güzel çalıştığını, evde toz bırakmadığını anlatmaya. Bu anlatımlarda da pazarlamacı hoca hep Allah, Peygamber, din, iman, Cennet, Cehennem sözcüklerini ağzından düşürmedi.
Millet o duruma geldi ki, bir itirazda bulunsalar sanki bu hoca onları Cehennem'e yollayacak. Ürkek bakışlarla, tedirgin bir şekilde dinlediler.
Hoca ilave etti.
"-Bu süpürgeden alıp da evinizi pırıl prırıl yaparak, tozdan kirden arındırmazsanız, çocuklarınız mikrop kapar hastalanır, ölürler. Bunun vebali ağırdır. Cezası Cehennem ateşinde yanmaktır."
Herkes bir an önce taksitle satılan süpürgeleri alıp Cennetlik olmak için sıraya girdi. Altı aile vardı tanıtma toplantısında, altısı da bastı imzaları, bir kısmı anında ön ödeme de yaptı. Zaten Almanya'da böyle anlaşmalara imza atanlar kurtulamazlar. Anlaşmanın altında küçücük harflerle yazılı "15 gün içinde anlaşmadan cayabilirsiniz." yazısı da kimsenin dikkatini çekmez genelde.
Bir de HELAL ET, HELAL GIDA PAZARI türemişti Almanya'da. Diğerleri haram da, sadece bu muhteremlerin sattıkları helal. Böyle bir zihniyet işte. Türkiyemizde de AKP iktidarı döneminde Allah'ın adını kullanarak kendilerine pay çıkaranlar çoğaldı. Gösteriş Müslümanları bunların çoğu. Arada çağdaş insanlara ve Allah'a inanan, Müslümanlık gereklerini yerine getiren gerçek Müslümanlar zarar görüyorlar. Kimin ne olduğu belli olmayınca, karışıyor ortalık.
Allah hepimize akıl fikir ve doğruluk nasip etsin! Allah adını kullanarak iş yapanlara, siyasetçilere de!
Saygı ve sevgilerimle.


Yorum (5) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Çağdaşlık Müslümanlığa engel midir?
"19 Mayıs Gösterilerinde kızlarımız türban mı taksın?" başlıklı yazım başka bir sitede yayınlandı. Yazımın en sonunda:
"Ülkemizi çağın gerisine taşımayı dindarlık olarak gören zihniyet, iktidarda kendisine görev verilmese de sesini kısmıyor. Ama amaçlarını gerçekleştiremeyeceklerini gördüklerinde inşallah vakit kendileri için çok geç olmaz!" ifadeleri var.
Bu ifadem bir okuyucunun hoşuna gitmemiş ve aşağıdaki yorumu yazmış:
"birader hem çağdaşlık diyon hem de inşallah diyon bu çağdaşlığa sığar mı?!!?atatürk aşkına falan desen hadi neyse.(!!!!)siz ne zaman bu insanları dinlerinden uzaklaştıramayacağınızı anlayacaksınız.bizim namus timsali bacılarımızı yunanlılar soyamadı ki siz bunu başarabilesiniz.artık vazgeçin kendi saçma ve batıl davanızdan(!!!)çağdaşlık diye diye bu millete çektirmedğiniz dert kalmadı ve en son namuslarına da göz diktiniz.ama unutmayın yunanlı zihniyeti olsa da sütçü imamlar da hala yaşıyor.o ilk kurşunu bi daha sıktırıp bu millete acılar yaşatmayın."
recep m..... tarafından eklendi.
Ben de şu cevabı yazdım.
"Senin gibi bir biraderim olmasını istemem, bu bir. İkincisi, çağdaşlık yanlısı insanlar sizler gibi din taciri değillerdir ama Allah'a imanları vardır. Çağdaş olmak için dinsiz olmak gerekmez. Ama din tüccarı, yobaz olmak için çağdaşlıktan uzaklaşmak gerekir. Kafanızı kumdan çıkarın, boğulacaksınız. Memleketi rezil ettiniz. İzmir Karşıyaka'da 2 saat pardesü ve türbanla dolaşan genç kızlara 50 YTL ödemek mi dindarlık? Yoksa Allah'ı aldatamayacağınıza göre, kendinizi aldatmak, zavallılık diyelim."
Mustafa Mumcu tarafından eklendi
Düşünüyorum da hem Çağdaş Türk olup, hem de Müslüman olamaz mıyız? Yani tam anlamıyla Muslüman olmamız için çağdaşlıkla ilişkimizi koparmalı mıyız? Bu nasıl bir zihniyettir ki, çağdaş olmayı ayıp sayıyor?
Çağdaşlık nedir ki? Çağa uyum sağlamak. İnternet kullanmak, Blog sitelerinde yazılar yazmak, teknolojinin tüm imkânlarından faydalanmak vs.
Vatandaş çağın getirdiği tüm imkânlardan istifade edecek ama karaçarşafa sokacak kadınları. Paketleyip ambalajlayacak ki, onu kimse görmesin! Kadının hiçbir hakkı olmasın, erkeğinin esiri olsun.
Bu Müslümanlıksa ben yokum abi? Allah'a inanırım ama Müslümanım filan havalarına girmem.
İnsanları dininden soğuttunuz yeter artık, dediğimizde de kızıyorlar.
"Ey zavallı, dünya meşgalelerine daldın,
Upuzun bir ömür ümidiyle hep aldandın
Yetmez mi bunca gaflet ve umursamazlığın
Yaklaşmışken ötelere yolculuk zamanın.
Unutma, bir gün ölüm çıkıp gelir ansızın
Seni bekliyor kabir, o ki amel sandığın
Kov dünya endişelerini ve sabra sığın
Vakitsiz gelmez ölüm, hâlâ var fırsatın"
Yazımda kullandığım resimde yazıyor bu yukarıdaki dörtlükler. Müslümanlık dinini öcü olarak tanıtan, dünya ile irtibatımızı kesmemizi salık veren, hep ahireti düşünmemizi, her dakika ibadet etmemizi öneren o kadar çok yazı var ki. Bunların bir kısmının nereden geldiği, kimler tarafından yazıldığı belli değil.
Hadis diye yutturulanlar çok. Hatta hadis ve ayet'in ne olduğunu bilmeden "ayet" olduğuna inanalar bile var.
Müslümanlar Kuran- Kerim'i tam anlamadıkça, kulaktan dolma bilgilerle İslam'ı öğrendikçe vaziyet kötü. Din adına cinayetler de işlenir. 19 Mayıs'la ilgili manşet attığı için ONPUNTO sitesi de dün yapıldığı gibi hacklanır. Hatta bu güzelim Milliyet Blog Sitesi'ne gönderdiğimiz biraz eleştiri içeren, politikacıların gerçek yüzlerini sergileyen yazılarımız da ya yayına alınmazlar ya da alınır alınmaz arkalara itelenirler.
Eyyyy Müslüman Evladı! Uyan artık! Atı alanlar Üsküdar'a geliyorlar, geçecekler!
Saygı ve sevgilerimle.
Mustafa Mumcu 25 Mayıs 2008, 15:35

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Saygıdeğer Site ahalisi, duymayan kalmasın! Zekeriya Beyaz Hocamız dinleniyormuş. Aslında yoğun bir çalışma temposu geçiren Hocamızın dinlenmeye ihtiyacı var tabii. Sabahları Kadın Programlarına, akşamları Paparazzi programlarına katılarak İslamı herkese yaymaya çalışan Hocamızın vücudu yorgun düşmüştür, dinlensin tosunum!
Fakat o da ne? Bu dinlenme başka bir şey. Hocamızın konuşmalarını dinliyorlarmış.
Yanlış anlamayın katıldığı programlarda yaptığı sempatik konuşmaları değil, özel telefon konuşmalarını filan dinliyorlarmış. Acaba programlarda Hocayı dinlemeye fırsat bulamayan ajanlar mı dinliyorlar? Hocam bir ara "Hepimiz Ergenekoncuyuz!" demişti. Doğu Perinçek'i ziyaret edecekti hapishanede. Bu sebepten mi dinliyorlar acaba?
İnternet Sitesi'ndeki habere göre;
Zekeriya Beyaz Hoca, “Telefonumun içinden bir takım anlaşılmayan sesler geliyor ve kesiliyor. Tedirginim, dinleniyor olabilirim” demiş. Acaba bu sesler neden anlaşılmıyor. Bunlar telefonu dinliyorlarsa, dinlerken neden anlaşılmayan sesler çıkarıyorlar? Benim bildiğim dinlerken kulaklar kullanılır, onlar da ses çıkarmazlar. Acaba bu ajanlar "Heeey Hoca! Kime diyom len! Biz burada ağaç olduk, dinleyeceğiz diye! Sen konuşmuyon! Alsana şu telefonu masadan! Eşi dostu ara da biz de not alalım!" filan mı diyorlar.
Bu Zekeriya Hoca gerçekten bir muamma. Madem telefondan ses geliyor, al konuş! "Hoop! Ne istiyonuz len! Hadi bakayım işinize! Beni dinlemekle günah işliyorsunuz. Telefon dinlemek haramdır!" dese ya!
Vallahi ben de şüphelenmeye başladım. Benim telefondan da acayip sesler geliyor. Ahizeyi kaldırdığımda, "Sayın abonemiz bu bir bant kaydıdır, telefonunuz görüşmeye kapatılmıştır..." gibi sesler geliyor. Hem dinliyorlar hem de banda alıyorlar demek ki. Ben dinleniyorum bu durumda. Ama hâlâ yorgunum.
Ne olacak vatandaşın bu hali ya? Başbakana bağırıyoruz, "Açlık sınırındayız, kan ağlıyoruz, ekonomi bozuk, gemi alacağız daha ilk taksit olan 500 bin doları temin edemedik" diye. Dinlemiyor bizi. Ama Devletin kurumları, Anayasa Mahkemesi Başkan yardımcısını takibe alıyor, konuşmalarını dinliyor. Zekeriya Hoca'yı dinliyor.
CHP Genel Başkan Yardımcısı SAV'ı bile dinliyorlarmış. Salih Memecan'ın anlattığına göre, Deniz Baykal Sav'a,
"- Sen vatandaşa yaptığın gaf içerikli konuşmadan sonra biraz dinlen!" demiş. O da "- Tamam Deniz Bey ben dinleniyorum," diye cevap verince, Deniz Bey telaşlanmış. "- Neeee? Dinleniyor musun?" diye hayretler içinde sorup hemen bir basın toplantısı düzenlemiş ve cümle âleme Önder SAV'ın dinlendiğini açıklayarak Hükümeti şikayet etmiş.
İlahiyat Profesörü Zekeriya Beyaz, ANKA’ya yaptığı açıklamada, son günlerde ortaya çıkan özel konuşmaların dinlemesi konusunda rahatsızlığını dile getirerek, “Ailem ve yakın çevrem beni sık sık uyarıyor. ‘Aman telefonda konuşmalarına dikkat et, önemli bir şey konuşma’ diye. Ben de konuşmalarımı hem resmi yapıyorum hem de kısa kesmeye çalışıyorum” demiş. Beyaz, cep telefonundan görüşme yapmadığı zamanlarda dahi sesler geldiğini belirterek, masasının üzerinde duran telefondan sesler gelmesine bir anlam veremediğini belirtmiş. Galiba hocama gaipten sesler geliyor. Melekler mi dinliyor acaba? Sabiha Rana Hanım'ın melekleri dinlemedeler...
Yakında Zekeriya Beyaz Hoca Kızılderililer gibi ateş yakarak eşe dosta haber gönderirse şaşmamak lâzım.
Allah sonumuzu hayır etsin! Vatandaşı dinlemesi gerekenler dinlemiyorlar da, ötekiler telefon konuşmalarını dinliyorlar.
Mustafa Mumcu 31. 05. 2008 Saat: 23:00

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Eflani’nin Müftüler Köyü’nde yaşayan Zülfiye Tunç, 4 gün önce Karabük Devlet Hastanesi’nde Kırım Kongo Kanamalı Ateşi hastalığı şüphesiyle tedavi altına alınmış. Sebep kene ısırması.
Dün gece yaşamını kaybeden Zülfiye Tunç’un cenazesi hastaneden alınarak evinin önüne getirilmiş. Evin önünde dualar okunmuş, ardından da cenaze köy meydanına getirilmiş.
Cemaat cenaze aracının önünde saf tutarak namaz kılmış. Cenazenin bulunduğu tabut arabanın içinden çıkarılmamış.
Buraya kadarki uygulama pek alışılmış değil bence. Cenaze dediğin, camiye getirilir, tabutu musalla taşına konur ve cemaat de tabutun önünde saf tutar. Ama bizim köylüler cenaze namazını köy meydanında kılmışlar. İşgüzarlık olsun diye mi, hükümete yaranmak için mi bilemem. Hepimiz dindar olduk ya bu iktidar sayesinde.
Düğünlerimizi ya sokaklarda yapıyoruz ya da en lüks şekilde koltukları, masaları bile örtülerle giydirerek, lüks yerlerde. Birçoğumuz için servet olan bedeller ödeyerek. Ortasını bulamıyoruz. Meşhur Ortaköy Camii çevresinde bile yok bu işin ortası. Ya herru ya merru.
Kılınan cenaze namazının ardından cenaze köy mezarlığında toprağa verilmiş. Mezarın üzeri de kireçle kaplanmış. 
CENAZE NAMAZINDA, İMAMDAN TARTIŞMALI SÖZLER
Tunç'un cenaze namazında konuşan imam Muharrem Tokgöz, “Cenab-ı Allah bir ufacık böcekle bir koca bedeni yok eder. Cenab-ı Allah diyor ki, dünyada bazı husumetler artınca kavimlere bazı cezalar verilir, onlara bilinmedik hastalıklar verilir. Dünyada fiili ve sözlü fuhuşlar artıkça, bu tür belalar başımıza musallat olur. Bunlardan kurtulmamız için Cenab-ı Allah'ın kurallarına uyalım, maneviyata önem verelim, öğrenelim. Burada bu tür hastalıklarla mücadele etmemiz için iki yol var. Birincisi sağlık kuralları, ikinci Cenab-ı Allah'ın maneviyatına yönelmek” dedi. (Milliyet Gazetesi-31.05.208)
Cenaze namazının köy meydanında kılınmasını filan geçelim de imamın söylediklerinin neresi tartışılır anlayamadım? Çağdaş, Laik Türkiye demek, dinsiz, imansız Türkiye demek değil ki. Allah'ın gücünü inkar mı edeceğiz entelektüel olmak için? Olmaaaaz! Allah her şeye kadirdir. Beklenmedik bir anda deprem oluyor binlerce insan ölüyor. İnsanın vücudunda cilt kanseri çıkıyor, küçücük virüsler deriyi yiyip bitiriyorlar.
Gözle görülemeyen minnacık virüsler vücudumuzun içindeki tüm organlarımızı kemirip bitirebiliyorlar. Bunlar Allah'ın gücünün göstergeleri. Modern olacağız diye dini duygularımızı, Allah'a olan imanımızı çöpe atamayız. Dindar olacağız diye de çağdışılığa özenemeyiz. Her şeyin bir kararı, ortası var. Ortaköy'e gitmemize gerek yok. Zaten her şeyin ortası orada da yokmuş. Kendi içimizde arayıp bulacağız.
Saygı ve sevgilerimle.
Mustafa Mumcu 31. 05. 2008 saat: 16:00

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Star TV’de “Armağan Çağlayan’la Bugün” programını izliyorum. Konuklarından birisi de Mustafa KESER. Bilmem tanımayanınız var mı? Hani elinde oyalı mendille, TV kanallarında istek üzerine repertuvarından şarkılar okur. Alaylı ama; konservatuvar mezunu müzisyenleri bile beğenmez, hele Bülent Ersoy’a her fırsatta gönderme yapar.
Bu yazımda Mustafa Keser’i analiz etmeyeceğim. Yalnız Armağan Çağlayan’ın,
“- Siz pavyonlarda şarkı söyleyerek işe başlamışsınız, doğru mu? Pavyon hayatı nasıldır?” sorusuna verdiği cevap tam gerçekleri yansıtmıyor. Yazımın konusu bu cevaptan doğdu. Şöyle dedi;
“- Pavyonlar da gazino gibidir. Bir pavyonda şarkı söylemek ile Maksim’de şarkı söylemek arasında bir fark yoktur. Sadece pavyonlarda konsomatris, yani müşterinin masasına giden kadınlar vardır. Müzik ve kalite değişmez, ailece gelenler çoktur.”

Yapmayın Mustafa KESER, etmeyin! Hiç pavyona gitmemiş kimseleri de yanlış bilgilendirmeyin.
Almanya’da “Animierlokal” denilen gece kulüpleri vardır. Bizdeki pavyonlara benzerler ama çoğunda canlı müzik yoktur. Konsomasyon yapan kadınlar genelde güzeldir. Lokal biraz pahalıdır ama fiyat listesi masadadır, kelle koparmazlar. Kadınlar masada müşterilerinle rahatça flört eder, öpüşüp, koklaşırlar. Yani sadece müşteriyi kazıklamak üzerine kurulmamıştır düzen.
Türkiye’deki pavyonlar genelde müşteriyi kazıklamak üzerine çalışırlar. Müşteri, içeri adım atmadan kapıdaki gözcünün (erkete) sahte samimi selamıyla karşılanır, hatta içeri girinceye kadar refakat eder bu adam müşterilere.
İçeri girilince de,
- Abilerime güzel bir masa ver, servis de iyi olsun! der. Eliyle gözüyle de müşterinin durumunu anlatır birkaç saniye’de. Arabasını görmüştür, dışarıda müşterilerin kendi aralarında konuşmalarını dinlemiştir vs. “Abiler düdüklenmeye müsait, başlarına çuval geçirin!” anlamındadır bu işaret. Zaten aklı başında, macera aramayan, mantıklı insanlar gitmezler genelde pavyona.
Buralara gidenler çoğunlukla evlerinde huzur bulamayıp bile bile lades dedirtme heveslileri olabilir. Konsomatrisin sadece para kapmak için de olsa dertlerini dinlemesinden memnun olacaktır adam. Bu arada da gayet dekolte giyinmiş konsomatristin orasına burasına dokunacak, rahatlayacak. Kadınlar da her dokundurtmaya bir içecek isteyecek kadar eğitimlidirler. Nakit para alamazlar. Zira her köşeden izlenirler. İşaret alırlar. Başgarson, “Hadi artık uzatma muhabbeti, şampanyayı kovaya boşalt, keriz uyuyor, öteki şişeyi ısmarlat!” işaretleri yaparlar kadına. Şampanya dedikleri de en ucuz ve kalitesiz köpüklü şaraptır.
Bazı gençler de biriktirdikleri harçlıklarıyla birer bira içip içerideki havayı kolaçan etmek için girerler. Hepsi birer bira ısmarlayıp müzik dinlemeye, kadınlarla işaretleşmeye başlarlar. Ama hiçbir kadını masalarına çağıramazlar, zira onlara içki ısmarlamaları gerektiğini bir şekilde bilirler. Önlerindeki bira bir türlü bitmez. Yudum yudum içerler. Taa ki, garson başlarına dikilip “Birader ben birer bira daha getiriyorum” diye posta koyuncaya kadar. O zaman kalkıp giderler.
Masadaki kadın veya kadınlar loş ışıklarda, makyajın da etkisiyle güzel görünümlüdürler. Erkek de evde dırdırdan, vırvırdan bıkmışsa anlatır artık aklına geleni. Bu arada konsomatrise aşık olup da servetini ona yedirenler vardır tabii. Her akşam gelir pavyona. Maksadı kadını görmek, etraftaki diğer kadınlara ve çalışanlara da hava atarak kendi iç huzurunu yakalayıp mutlu olmaktır. Hatta aile efradı dışındaki tanıdıklarına da pavyonda dostu olduğunu söyleyerek hava atar. Pavyonda çalışan bazı kadınlar gündüzleri de dostlarının işyerlerine gelerek ona ihtiyaçlarını karşılatırlar. O da dost ya, dükkanı bile kapatır gider kadınla, istediklerini alır. “Param yok, akşam eve giderken çoluk çocuğuma yiyecek, içecek alacağım.” diyemez, utanır. Ama eve eli boş gitmekten utanmaz. gerekirse eşini, çocuklarını azarlar ve onlara şiddet uygular.
Pavyonda çalışan kadınların tek amaçları ise, sahte dostluk gösterisiyle adama bol miktarda içki ısmarlatıp, oradan komisyon kapmaktır. Hatta bazen adamlarla randevulaşır ve “tamam ben seni köşede bekliyorum gidip hemen üstümü değişeyim!” derler.
Adam dışarı çıktığında köşe kapmaca oynar. “Allahım n’olur yardım et! Kafam biraz kıyak da… Hangi köşede bekleyecekti bu marı ya! Manasını şettiğimin marısı bu köşede de yok!” diye ararken köşenin birinde beklemeye koyulup, oracıkta sızanlar da çoktur.
Bu pavyonlara hiçbir şekilde aile gelmediği gibi yolunu şaşırmamışsa, çalışanların dışında kadın da gelmez. Müşterilerin hepsi erkektir. Haaa… arada bir sosyetik takılıp merak eden kadınlar veya turist kadınlar vardır. Bunlar kaideyi bozmayan istisnalardır.
Yani Mustafa Keser Bey pavyonda sadece erkeklere ve orada çalışan konsomatrislere söyler şarkılarını. Ama dinlerler mi dikkatle? Orası meçhul. Erkekler dert anlatır, hava atarlar, kadınların orasına burasaına şaka ile karışık veya aşk ilan ederek dokunmakla meşguldürler. Zaten “Battı balık yan gider!” tipinde şarkı söylenmezse dinleyecek halde değillerdir. Cepler yavaş yavaş boşalmakta, dertler dolmaktadır.
Türkiye’deki pavyonlarda genellikle içkinin en ucuzu, en sahtesi en pahalı bir şekilde satılmaktadır. Coca Colayı bile su ile karıştırabilirler. Kadınlara getirilen içkiler de özeldir. Sarhoş olmamaları, bol içki içip hasılat yaptırmaları için de köpüklü şaraplarını çubukla iyice karıştırarak gazın kaçmasını alkolün azalmasını sağlarlar. Viski kolaları da sadece koladır.
Armağan Çağlayan gibi çok sevip değer verdiğim, becerikli bir TV sunucusu ve yapımcısının bile pavyon hayatını bilmediğini söylemesi üzerine bu yazıyı yazdım. Başka merak edenler de varsa en azından bir şeyler öğrenmişlerdir. Bu blogdan sonra da birkaç pavyon anımı anlatıp okuyanları güldürerek düşündürmek istiyorum.
Mustafa Mumcu, 05 Mart 2008 Saat: 06:20
Yorum (4) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
ÖZEL TELEVİZYONLARIN GÖREVİ, TÜRK MİLLETİNİ AŞAĞILAMAK MI?
Özel televizyon kanalları çıktığında sevinmiştik. "Artık TRT'nin esiri olmayacağız!" çığlıkları attık.
Çok da güzel oldu. Bilmediğimiz birçok Türkiye gerçeklerini özel televizyon programlarından öğrendik. 
İnsanlarımızın birçoğunun maddi sıkıntıları olduğundan, boş zamanlarını televizyon başında oturarak değerlendiriyorlar. Herhangi bir spor kulübüne, derneğe üye olanımız, boş zamanlarını hobileriyle değerlendirenimiz az. Varsa yoksa televizyon.
Yıllar önce, bir misafir geldiğinde televizyonu açık tutmak misafire saygısızlık sayılıyordu. Ama şimdi misafir, "şu televizyonu açsana ya!" diye istekte bulunuyor. Hatta kumandayı eline alıp istediği programları ev sahibine de seyrettiren misafirler türedi.
Buraya kadar yazdıklarım televizyon programlarına gösterdiğimiz ilgiyi anlatıyor. Acaba tv yapımcıları da izleyicilerine aynı ilgiyi gösteriyorlar mı? Bence HAYIIIIIIIR. Hem de büyük harflerle HAYIIIIIR!

Şu anda saat 11:10. Lütfen bir dolaşın gündüz programlarını! Lerzan Bacım birkaç gün aradan sonra yine huzurlarınızda. Önce kezzap içtiği için yemek boruları tahrip olan bir küçük çocuğu çıkardı, anası bacısıyla ağlattı sızlattı. İsmini vermeyen birisi telefonla yardım talebinde bulundu. Tedavi masraflarını yüklendi. Ne derece doğru bilemem.
Şimdi de Tombulca bir kadın bağırıyor, ağlıyor. "Ben 14 yaşında evlendim, çok çocuk yaptım. Kocam çocularımı dilendiriyor, bizi dövüyor. Aman siz erken evlenmeyin, çok çocuk yapmayın!" diye vatandaşlarına Lerzan Bacı'nın isteği üzerine ağlayarak sesleniyor.
İnsanın "Olur bacım, erken evlenmeyiz, çok çocuk da yapmayız. Emrin olur. Türban da takalım mı? Erzak yardımı, jeep mip hediye vercen mi?" diyesi geliyor ama diyemiyoruz. Tayyip bey alınır ve bize hakaret eder sonra. Hatta "Bu ülkeyi beğenmiyorsan beğendiğin ülkeye git!" der de, bu saatten sonra bizi kabul edecek, vize istemeyen ülke ararız. Papua Yeni Gine'ye filan gideriz.
Geçin Seda Sayan'a! O da önce kendini göklere çıkaran bir giriş VTR'sinden sonra geliyor sahneye. "R"lerin üzerine basa basa, o herkesin beğendiği benimse nefret ettiğim tarzında bir şarkı söylüyor. Tabii bu arada sahnede dönerek, sırt dekoltesini filan göstermeyi, bel kıvırıp göbek atmayı ihmal etmiyor.
Türkiye'nin en yakışıklı adamı olduğunu söylediğiği ANGARALI TURGUT'u çağırıyor sahneye. 62 yaşındayım, şu halimle bu ANGARALI TURGUT'u sollamazsam, gaz pedalım kopsun! Ya bu kadın hayatında yakışıklı erkek görmemeiş, ya da samimiyetin "S"sini Samiye'nin "S"si ile karıştırıyor.
Seda Hanım'dan da bıktığımızı, artık onu ve aşk maceralarını televizyonlarda seyretmek istemediğimizi kime anlatacağız?
Geçelim Petek Dinçöz'ün programına. O da şu anda Çingenelere ağırlık vermiş. Güllü müllü var programında. Çingenelerin ne kadar namuslarına sadık ve güzel insanlar olduklarını anlatıyor. CİNGEN SABİŞ ABLAMIZ darılmasın ama ben Çingenelerin arasında oturuyorum ve en az Petek Dinçöz kadar tanıyorum bu vatandaşlarımızı. Ne kültürleri, ne eğlenceleri, ne dostlukları, ne de namus anlayışları benim methedebileceğim düzeyde değil.
Türkiye'yi Romanlaştıracağımıza, Doğululaştıracağımıza, o insanlarımıza daha iyi yaşam şartları temin etmekle ilgili reformlar yapmalı hükümet. Onlara ucuz, zehir saçan kömür, erzak yardımı yaparak, çeşitli vaatlerde bulunarak oylarını kapmak yeterli değil.
Öğleden sonra "İTİRAZIM VAR" ve "SU GİBİ" programları da başlayacak. Daha sonra "İnci ERTUĞRUL Sizin Sesiniz" ve "Serap EZGÜ" akşamüstü de "Şebnem KISAPARMAK" vs, böyle gidiyor.
Sizlerden rica ediyorum, bu programların hangisi seviyeli ve Türk toplumuna faydalı? Bu programlara katılan stüdyo seyircileri genellikle Türk insanının en aşağı tabakalarından seçilmiş. Ya kasıtlı, ya da diğerleri böyle programlara değer vermedikleri için katılmıyorlar.
Şimdi Medya patronlarına şunu sormak istiyorum:
SİZLER TÜRK TOPLUMUNU AŞAĞILADIĞINIZIN FARKINDA MISINIZ? Farkında iseniz, niye aşağılıyorsunuz bu programlarla? Elinize ne geçiyor? Türk insanını yozlaştırmak için, bir yerlerden maddi ve manevi destek mi alıyorsunuz?
Farkında değilseniz, ARTIK FARK EDİN! Zamanı geldi de geçiyor. Bizleri üzüyorsunuz. Reyting meyting hikayeleri anlatmayın! Şu gündüz programlarının seviyesizliğini düzeltin, bizi bıktıran, programları babalarından kendilerine miras kalmış gibi gören ve kullanan, sahte iyilik meleklerinden, sultanlardan, padişahlardan kurtarın bizleri!
Mustafa Mumcu, 15. 02. 2008 Saat 12:00
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
http://www.mustafamumcu.com Web Sitemi ziyaret ettiniz mi?
Bir mesajın düşündürdükleri
Dün sabah Mardinli genç bir kızımızdan kısa bir mesaj aldım.
Çok mutlu olduğum bu mesajı ve mesajı gönderen kızımıza yazdığım iletiyi sizlerle paylaşmak istedim.
Mesaj:
Siteye yeni üye olmama ve yazılarınızın küçük bir kısmını okumuş olmama rağmen ilgimi çektiniz. Sizin gibi aydın biriyle tanışmak benim için mutluluk verici bir olay olacak. Saygılar...

Mesaja cevabım:
"Sevgili Tuuba,
Mesajınızı okuyunca yüzümde mutluluk ifade eden bir gülümseme oluştu. Bazen Türkiye'mizin gerilere gittiğini düşünme karamsarlığına kapıldığım oluyor ve üzülüyorum. Bana bu üzüntülerimin bir bakıma yersiz olduğunu mu hatırlattınız bilemiyorum.
Ama bir genç kızımızın birkaç yazımı okuduktan sonra benim kişiliğimi beğenmesi ve bu duygularını açıkça ifade edebilmesi, mesaj göndermesi güzel ve çağdaş bir olay.
Yıllar önce tahsil etmek ve bir müddet yaşamak için Almanya'ya gitmemin en önemli sebeplerinden birisi de Alman kızlarının özgürce davranabildiklerini askerlik görevi yaptığım Truva Harabelerinde görmüş olmamdı. Hür, güzel ve bu güzelliklerini umursamayan Alman kızları tanımıştım. O zamanlarda bizim kızlarımız daha bir içlerine kapanık, düşüncelerini ifade edemeyen, ürkek tavırlıydılar. Makyaj yapmasını da pek beceremezlerdi.
Ama şimdi durum değişti, bizim kızlarımız da çoğu durumda erkeklerin önüne geçtiler. Bu beni çok mutlu ediyor. Gönlüm istiyor ki berdel, kız kaçırma, töre vs gibi insanlarımızın, bilhassa da genç kızlarımızın yaşamlarını kısıtlayarak dar bir alana hapseden eski alışkanlıklardan kurtulalım. Çağdaş Türkiye olsun. Mezhep, ırk, din, dil ayrılıkları ortak bir noktada buluşsun. Bu konular beni çok ilgilendiriyor. Ülkemizin tüm insanlarının daha mutlu olmasını diliyorum. Bu sebepten de politikacılarımıza kırgınım biraz. Bence pek becerikli değiller. Birbirleriyle kavga ederek kötü örnek oluyorlar. İnsanlarımız için yaptıkları güel şeyler çok az. Yeterli değil yani.
Ülkemizin Doğu yörelerindeki güzel insanlarımızın kendi yörelerinde daha çağdaş yaşamaları için yapılanlar yok denecek kadar az. Doğunun Batı'ya göçüne sebep olunmuş. İnsanlar yerlerinden yurtlarından olmuş. Batı'da yaşayan Türklerin çoğu Doğu'nun güzelliklerinden habersiz.
1453 yılında İstanbul'un fethine kadar Avrupalı iş adamları İstanbul Pera'da (şimdiki Beyoğlu) buluşurlar oradan Doğu'ya giderlerdi. Baharat yolu Mardin, Urfa, Diyarbakır'dan geçerdi. Avrupa'da medeniyet yokken bizim ülkemizin Doğu'sunda medeniyet vardı.
Kısa bir mesajınıza neredeyse destan yazdım. Kusura bakmayın. Beni çok duygulandırdı mesajınız. Genç bir kızımızın beğenisini ifade eden mesajını almak hoşuma gitti. Olayı çağdaşlık yönünden irdeledim.
Bu sabah bilgisayarımı açınca da ilk olarak sizin iletinizle karşılaştım. Bana moral veren bir güne başlamama neden oldunuz. Teşekkür ederim."
İşte böyle sevgili arkadaşlar.
Bir tarafta yüzleri gözleri kapatılan genç kızlarımız, dava arkadaşı Cumhurbaşkanı'nın eşinin elini sıkamayan Başbakanımız var. Çağdaş Türkiye imajı "Din" kavramıyla kamufle edilerek bence sadece politik çıkarlar için göz ardı ediliyor.
Diğer taraftan bir genç kızımız bir blog sitesinde (ONPUNTO) yazılarını okuduğu, bir erkeğe cesurca kendisini metheden düşüncelerini yazan ileti göneriyor. Yanlış anlaşılmaktan korkmuyor. Zira bu durumda kendisini koruyacak medeni cesareti ve birikimi var. Sadece çağdaş bir insan gibi davranıyor. Tuuba gibi genç kızlarımızın çoğalması dileğiyle.
Hepinize saygı ve sevgiler.
Mustafa Mumcu, 29 Ocak 2008, Saat: 23.45
Yorum (2) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı